TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE BİLİŞİM TOPLUMU
Yukarı
TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE BİLİŞİM TOPLUMU

TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE BİLİŞİM TOPLUMU

Bu içerik 188 kez okundu.

Genel anlamda geçmişi açıklamaya yönelik kuram, bilgi ve belgelerin sayısı oldukça fazladır. Kimileri uygarlığın oluşum ve gelişimini savaşların sonucuna bağlarken, kimileri insanlığın gelişimini toplumsal sınıflar arasındaki gelir mücadelesinin sonucuna bağlıyor. Kimileri de saban, motor ve bilgisayar icatlarının uygarlığı geliştirdiğini, bu teknolojilerin etkilerinin dalgalar halinde insanlığa yayıldığını ve böylece uygarlığın geliştiğini ortaya koyuyor.

 

İnsanlık ve insanlığın ürettiği Uygarlık, sürekli gelişen ve zamanımızda daha hızlı değişen bir hal almıştır. Bilim, yeni fikirler, teknolojik gelişmeler ve siyasal akımlar gelecekteki yaşam biçimlerinin alt yapısını hazırlıyor, dünyayı algılama şeklini ve değişik konulardaki tasavvurları hazırlıyor ve değiştiriyor.


Gelecek bilimcilerden Marks, “Üretim araçlarının değişmesi, üretim biçimlerinin değişmesine, bu da toplumsal değişmeye yol açar” diyor.


Değişmeler önceki kuşaklarla karşılaştırıldığında öylesine hızlı oluyor ki sosyal, kültürel, dinsel, kişisel ve ulusal değerlerin teknolojik üretimin hızına ayak uydurması ve kendini ona uyarlaması çok yavaş kalıyor. Değişimin hızlı oluşu, insanlarda değişen şeye adapte olamama yönünden hem bireysel hem de kültürel şok etkisi yapıyor. Yeni bir buluş, haber veya düzenlemeyi duyduğunuzda veya öğrendiğinizde o daha da yenisiyle değişmiş oluyor. Teknolojik yenilikler bir anda alınıp kullanılabilirken yeniliğe uygun kültürel davranışlara geçmek hemen gerçekleştirilemiyor.


Bazı teknolojik buluşlar insanın oturup kalkmasından aile biçimine, üretim ve yaşama biçimlerinden inanç sistemlerine kadar her şeyi değiştirir. Tarla sürmeye yarayan saban, alet ve makineleri çalıştırmaya yarayan motor ile bilgisayar ve iletişim devrim niteliğindeki değişikliklerden bir kaçıdır. Bu buluşların her biri dalgalar halinde insanlığa yansımış ve insanlığı dönüştürmüştür. Bu dönüşüm her toplumda zamana yayılmıştır. Dönüşüm sürecinde olması gereken, toplumun farklı kesimlerinin zaman içinde uyuşmazlık yaşadığı diğer kesimleri benimsemeleridir.


Henüz ortaçağ olarak bilinen zamanlarda saban icat edilmiş ve tarım devrimi yapılmıştır. İnsanlık, bu zamanlarda köylerde yaşamış, köylülük bilinci ve kültürü gelişmiştir. Rönesans, reform ve aydınlanma felsefesinin etkisi ile insan aklının 1750’li yıllarda geçerli olan bilgi ve otoritelere başkaldırması buharlı makinenin bulunmasına ve motorun geliştirilmesine yol açmıştır. Adı, sanayi devrimi olan bu gelişmelerin yaşandığı süreçte toplum dâhil her şey makineymiş gibi ele alınmıştır.


Sanayi devriminin bir sonucu olarak Modernleşme, dünyada olduğu gibi ülkemizde de kaçınılmaz bir süreç olmuş ve beraberinde toplumsal sıkıntılar üretmiştir. Sadece köylülükten kentliliğe geçiş ve şehre göç bile kısa zamanda gerçekleşecek şeyler değil, bilakis birkaç kuşak içinde olabilecek değişim ve dönüşümdür. Bu sürecin başladığı Avrupa’da da birkaç yüzyıl ciddi sorunlar yaşanmıştır.


Tabii ki Modernleşmenin katkıları da olmuştur. Örneğin, tarım toplumu döneminde siyasal örgütleniş biçimi imparatorluklardı. Sanayi toplumunda ise imparatorluklar yerini kavimler üstü siyasal örgütlenme olan ulus devlete bıraktı. Modernleşmenin katkıları bununla sınırlı değildir. Tarım toplumunda parlamento, siyasal partiler, anayasa, avukat, polis, sendikalar ve dernekler yoktu. Okuryazarlık oranı çok düşük olduğu için soyut düşünebilme becerimiz de sınırlıydı. Telefon, telgraf, elektrik de yoktu dolayısıyla elektrikle çalışan hiçbir şey yoktu, dahası motor yoktu!


20. yüzyılın başında kuantum fiziğindeki gelişmeler, bilgisayarın icadı, kullanışlılığının artması, iletim hatlarıyla birbirine bağlanabilmeleri ve internet Bilişim Toplumunu başlattı.


Bilişim teknolojisindeki gelişmeler zamanla geniş kitlelere yayılmış, sosyoekonomik olarak üst düzeydekilerin bilişimi kullanma tekelini kırarak olabildiğince alt sosyoekonomik kesimlerin de kullanımına girmiştir. Özellikle genç kesimlerde internet, bilgisayar ve kolay taşınabiliri olan diz üstü bilgisayar, tablet ve akıllı cep telefonları çılgınlık derecesinde ciddi bir yaygınlık kazanmıştır.


Şairin dediği gibi "usta duvarı yapar ama duvar da ustayı". Yani: Teknolojiyi biz ürettik ama teknoloji de davranışlarımızı, yaşama biçimimizi, düşüncelerimizi, üretim araç ve alışkanlıklarımızı değiştirdi. Örneğin, genç kitlelerin modern toplumun iletim araçları olan kitap, gazete ve dergilerden görece uzak durduğu ya da bunların internetteki eşdeğerleriyle hemhâl oldukları görünen bir gerçek. Hem de büyülenmişçesine!


Yeni kuşağın kullandığı bilişim araçlarının yol açtığı yeni kültür, alışılageldik her şeyi değiştiriyor, değiştirecek. Nasıl ki, tarım toplumu sanayi devrimi sonrasında hükmünü kaybettiyse, bilişim toplumunda da tarım ve sanayi toplumu hükmünü kaybedecek, içeriği değişecektir. Dindarlığı yorumlama şeklimiz, kadın-erkek rollerimiz, aile hayatımız, çocuk yetiştirme anlayışımız, çalışma koşullarımız ve hakeza…


Her gelişmede olduğu gibi olumsuzlukların da olacağını kestirmek zor değil. Daha şimdiden siber terör, dijital bölünme, enformatik cehalet gibi kavramlar kullanılmaya başlandı. Sanal âlemde başlayan tanışma ve arkadaşlıkların bir kısmının henüz adam akıllı tanışmamışken evlilikle sonuçlandığını ve büyüklerimizin “aslını astarını araştır, soyunu sopunu bil, anasına bak, kızını al” öğüdünün pek duyulmadığını görüyoruz. Anne, baba ve öğretmenlerin, çevresiyle iletişimi keserek uhrevî bir alandaymış gibi sanal ortama kapanan dijital gençlere “çık o bilgisayardan artık!”, “kapat artık şu cep telefonunu!”, “insan içine çık!”, “biraz da gez dolaş!” gibi bazen azarlamaya dönüşen uyarılara kulak asmamaları yetişkinleri kaygıya düşürüyor.


Bilimsel eğitimciler çocukların bir sürünün parçası değil, kendi aklını ve özgürlüklerini kullanabilen kişiler olarak yetiştirilmesini önermektedir. Neden, çünkü bilişim toplumunun insanı, bilgi üretebilen insan olmak zorundadır. İnsanlar yetişirken akılları yasaklar ile kalıplanmışsa özgür düşünememekte, özgür düşünemeyince üretici olamamakta, üretici olamayınca da yeni bilgi üretememektedirler. Bilişim toplumunun tarım toplumundaki gibi birbirine benzeyen, kopya insanlara değil, birbirinden farklı düşünebilen, başkalarının aklına gelmeyen çözümleri üretebilen insanlara ihtiyacı vardır.


Kısıtlayarak ya da olabildiğince özgür yetiştirdiğimiz gençlerin sosyal, duygusal, dinsel ve ahlâkî yönlerden ciddi sorunları olabileceğini düşünmek durumundayız. Gençlerimizin "öğrenim görmüş barbarlar" olmamaları için onlara aktaracağımız değerlerimizden hangilerini elemeli, hangilerini aktarmalıyız? Dürüstlük, sadakat, merhamet, saygı, insan hakları, evrensel değerler, ulusal değerler...

 

Bu anlamda Allah nasip ederse yeni teknolojiler üretmek, var olanı duyurmak, paylaşmak, bu teknolojileri doğru yönde kullanmak ve yeni teknolojik gelişmelere göre kendimizi uyarlamak ve benzeri konularda bilişim kuşağına faydalı olmak amacıyla dilim döndüğünce ve bilgim yettiğince ikişer hafta arayla bu köşeden paylaşımlarda bulunacağım. Rabbim utandırmasın, vesselam…

Sende Yorumla...

2019 Batman Gazetesi Inc. Tüm hakları saklıdır.