HACCAC B. İLAT OLAYI
Yukarı
HACCAC B. İLAT OLAYI
Muhammed Zeki

HACCAC B. İLAT OLAYI

Bu içerik 75 kez okundu.

Hz. Peygamber Hayberi fethettiği zaman Haccac b. İlat; “Ya Rasulallah! Mekke’de malım ve çoluk çocuğum var. Ben onların yanına gitmek istiyorum. Malımı müşriklerden alabilmek uğruna gerektiğinde senin hakkında uygunsuz şeyler söylemem bana helal olur mu?” diye sordu. Hz. Peygamber kendisi hakkında istediğini söylemesine izin verdi. Mekke’ye varınca eşinin yanına gelip; “Haydi, yanındaki mallarımı toplayıp yanıma getiriver! Muhammed ile ashabının satılacak ganimetlerinden bir şeyler satın almak istiyorum. Çünkü onlar, Hayber yahudileri tarafından yenilgiye uğratılarak kanları akıtılmış ve malları yağmalanmıştır! Dedim. Bu acı haber, Mekke’de çabuk yayılmıştı. Müslümanlar tasalarından mahvoldular! Müşrikler ise sevinç ve hoşnutluklarını izhar ettiler. Sonradan Haccac Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın yanına giderek hakikatı anlatmıştır. Abbas bunu Müslümanlara söylemiş ve Müslümanlar da sevinmişlerdir.

Bu tür durumlarda insan, kullandığı sözde hakiki manayı kastetmiyorsa bunda herhangi bir sakınca yoktur. Bu konuda niyetin esas olduğunu unutmamak gerekir, “ameller ancak niyetlere göredir.” Burada Haccac, malını kurtarmak için böyle bir yola başvurup ve Hz. Peygamberin müsaadesini almıştır. Bundan dolayı Müslümanlar da dinini, malını ve servetini korumak gayesiyle, Peygamberin müsaadesinden hareketle böyle bir metodu uygulayabilir. Haçlı savaşları sırasında Haçlılar Akka’yı sağlam bir şekilde kuşattılar. Selahaddin erzakları tükenmekte olan halka İskenderiye’den Akka’ya giden gemiler yoluyla erzak ve et vs. götürülmesi için, Beyrut’teki yardımcısına bir mektup göndererek bir gemi hazırlamasını emretti. O da bir gemi hazırladı ve buğday, peynir, soğan, koyun ve ihtiyaç maddeleri koydu. Frenkler, gemilerini şehrin etrafında dolaştırıyor, buraya herhangi bir şeyin girmesini engelliyorlardı. Bu sıkıntı anında, Frenklerin elbiselerini giymiş ve sakallarını traş etmiş bir gurup Müslüman, gemiye bindi. Bunlar, boyunlarına haç astılar. Geminin güvertesine bir miktar domuz koydular ve böylece Akka Müslüman halkına ulaştılar.

Hz. Ömer, “Kişiyi korkutacak yahut bağlayacak veya dövecek olursan o, kendi nefsi adına emniyette değildir.” Canı korumak için takiyye caizdir. Buna göre malı korumak da aynı hükme tabidir. Çünkü Peygamber; “Müslüman kimsenin malının dokunulmazlığı; kanının ve canının dokunulmazlığı gibidir.” “Kim malı uğrunda öldürülürse, o şehittir” demişlerdir. Çünkü kişinin malını savunması, canını savunması gibidir. Çünkü kişinin nefsinden (malından) zararı savuşturması, imkânlar nisbetinde vacip olan bir şeydir. “Ancak onlardan korkmanız hariç”(3/28) ayetiyle siz onlarla müminlerin aleyhine olacak şekilde dost olmazsınız, fakat onlarla dost olmak suretiyle onların zararlarından sakınabilirsiniz. Onlarla zararlarından sakınmak için dost olmak caiz olunca, Müslümanların menfaati için dost olunması öncelikle caiz olur. İslam Uleması, Müslümanların maslahatı söz konusu olunca; bu tür ifadelerin kullanılabileceklerini belirtmişlerdir. Allah’ın dinini hâkim kılmak ve Müslümanların maslahatlarını gözetmek için yapılıyorsa buna mani olunmaz. Müslümanların siyasi fırsatlarının önünü tıkamamak gerekmektedir. Bunun dışında keyfi olarak takiyyeyi uygulamak toplumda ahlaksızlığı yaygınlaşmasına önayak olmaktır.

Hz. Peygamber de, kendilerini İslam’a ısındırmak ve kendi ahlakını öğrenmeleri için müşrik ve kâfirlerin ileri gelenleriyle ülfette bulunur, onlarla yumuşak bir tavırla konuşur ve yanına geldiklerinde kendilerine son derece itibar gösterirdi. “…surat astı ve döndü”(80/1-4) kıssası ve “Bir kavmin kerimi size geldiğinde ona ikramda bulunun” hadisi, bu konuda misal olarak yeter. İkramda bulunmanın dayanağı, dini veya dünyevi bir mahzurun husulundan korkmak veya ikram eden veyahut onunla birlikte ikram edilene bir zarar dokunmasıdır. Binaenaleyh ne zaman ki bunlardan birinin meydana gelmesinden korkulursa ona ikram meşru ve hatta vacip olur. Yanına fasık ve zalim idarecilerden biri gelen kimse, ona itibar göstermez ve ona güdülenlerin muamelesinde bulunursa, kendisini ve malını belaya atmış olur. Eğer eziyete uğrar da sabredemezse dünyası da ahireti de hüsrana girmiş olur. 

Hz. Peygamber; “Ben mudara eden (şerrinden korunmak için yumuşak davranan) bir Peygamber olarak gönderildim.” Bu sebepledir ki; son derece muttaki olmalarıyla tanınan selefin büyüklerinden birçoğu zulüm izhar eden yöneticilerden, dini muhafaza, Müslümanlara rıfk ve belaya uğramış bu zalim zavallıya merhamet gayesiyle, hediyeler kabul etmişler. Müslüman kişi, kâfir bir topluluk içinde bulunduğu ve o kâfirlerden, canı ve malı hususunda korkup, böylece de onlara diliyle müdarada bulunarak, yumuşak davrandığı zaman olur. Bu da, diliyle onlara düşmanlık göstermemekle olur. Hatta o kişinin sevgi ve dostluk duyduğu zannını veren sözler söylemesi de caizdir. Hasan Basri’nin, takiyyenin (ve mudaranın) müminler için kıyamete kadar geçerlidir, dediği rivayet etmiştir ki, bu görüş daha evladır. Çünkü kişinin nefsinden zararı savuşturması, imkânlar nisbetinde vacip olan bir şeydir. “Ona yumuşak söz söyleyin”(20/44) ayetiyle ilgili olarak İbn Hatim, Hz. Ali ve başkaları dediler ki: “Musa ve Harun (as), Firavun’a “Ey Ebu Mürre” diyerek künye ile hitab ettiler. Bunda, öğüt sırasında halinden döner diye zalime yumuşak söz söylemenin müstahaplığına ve kâfire künye vermenin caiz oluşuna delil vardır. Yine “Selam olsun sana”(19/47) ayetiyle ilgili olarak; karşılaşma sırasında kâfire ilk olarak selam vermeyi caiz görenler, bunu delil olarak almaktadırlar. Takiyye veya mudara büyük bir amaca yönelik ise caiz olur. Bu üstün bir maslahatın elde edilmesi içindir. Yeri ve zamanı geldiği zaman devreye girer, böyle değilse takiyye ve mudaranın bulunduğu yerde ahlaktan bahsedilemez. Vesselam. 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...

2019 Batman Gazetesi Inc. Tüm hakları saklıdır.