DAVET DİLİ
Yukarı
DAVET DİLİ
Prof. Dr. Şemsettin Dursun

DAVET DİLİ

Bu içerik 767 kez okundu.

İçinde yaşadığımız bu haz ve hız çağında;

Neslimizin ıslahı,

İçinde yaşadığımız Arzın imarı,

Varlık Dünyasının ihyası ve

Geleceğimizin inşası, bizim sorumluluğumuzdadır.

Bu sorumluluk bize ; Mikro evren, Zübde-i Alam (Alemin özü, özeti) ve Eşrefi Mahlukat( Yaratılmışların en şereflisi, en onurlusu ve en değerlisi) olan İnsanı; bu çirkef, bunalımlı ve buhranlı ortamdan sahili selamete kavuşturmak için yapmamız gerekenleri hatırlatmaktadır.

Hiç kuşkusuz; insanları ezel ve ebed nizamı İslama davet etmek, davet ederken; İslamın o nezih ruhuna uygun bir dil kullanmak durumundayız.

Yusuf Has Hacip der ki;

“İnsanın yüzü süsüdür, yüzün süsü gözdür.

Aklın süsü dildir, dilin süsü sözdür.”

Sözlerimiz, dilimizi taçlandırırken; Dilimiz de, aklımızı taçlandırmalı.

Zira bütün bunlar, paha biçilmez değerlerimizdir. Bu değerlerin farkında olarak hayatımızı inşa etmeli ve bu inşadan zevk almalı, haz almalı ve tad almalıyız.

Bir anektod anlatılır: “ Bir gün padişah bir rüya görür. Vezirini çağırır. Memleketin en iyi Rüya Tabircisini getirmesini emreder. Rüya Tabircisi gelir. Padişah rüyasını anlatır. Rüya Tabircisi, “Efendim sizler çok yaşayacaksınız ve çok çocuğunuz olacak. Ancak siz, bütün çocuklarınızın ölümlerine şahit olacaksınız.” der. Padişah bu rüya tabirine kızar ve Rüya Tabircisinin zindana atılmasını emreder. Tekrar vezirini çağırır ve bir başka Rüya Tabircisini çağırmasın emreder. 2.Rüya Tabircisi gelir, padişahın rüyasını dinler. 2.Rüya Tabircisi Padişaha der ki, “ Efendim Allah sizlere uzun ömürler versin. Çok yaşayacak ve çok çocuğunuz olacak. Ancak sizler bütün çocuklarınızdan daha çok yaşayacaksınız.” Padişah açıklamaya çok sevinir ve iki kese altını verilmesini emreder.

Bu iki rüya tabirini analiz ettiğimizde, aslında bu her iki Rüya tabircisi de aynı şeyi söylüyor. Ancak birincisi, “bütün çocuklarınızın ölümlerine şahit olacaksınız” derken, yorumunu “ölüm” üzerine inşa ettiği için, zindana gönderilirken, ikincisi, “Bütün çocuklarınızdan daha çok yaşayacaksınız” derken; yorumunu “Yaşam” üzerine inşa ederek ödüllendirilmektedir.

Bu anektod bizlere şu dersi vermektedir: Bizler hayatımızı pozitif değerler üzerine inşa ederek ve geleceğe dair umutlar yeşerterek, çevremize de pozitif enerjiyi ve umudu yayarak bir hayat sürmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Olumsuzluk üzerine inşa olunan fikirlerin ve negatif enerji yaymanın yararımıza olmadığını bilmek durumundayız.

Sözün gücü; hikmetle, irfanla ve tasavvurla buluşursa, insanlık bundan azami derecede fayda görür.

Hikmetle, irfanla ve tasavvurla taçlanan “sözün gücü” karşısında, “gücün sözü” tuz-buz olur.

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.”

Söz medeniyetinin çocukları olarak bizler; bu sorumlulukla hareket etmek durumundayız.

Mehmet Görmezin ifadesiyle, “Bütün kolaylıklar, zorluklar tarlasında ekili birer tohumdur.”

Zorluklar tarlasında ekilen tohumlar yeşerince, geleceğimizin sağlam temeller üzerine inşası gerçekleşmiş olur.

“iki günü eşit olan zarardadır” kutlu sözüne uygun tarzda bir yaşam sürmeliyiz. Bu yaşam, bizlere yepyeni bir dünya bahşeder.

Kur’an-i Kerimin ruhuna, fesahat ve belağatına uygun bir dil kullanmak durumundayız. Zir bizim medeniyetimiz, hem bir söz medeniyeti, hem de bir kalb medeniyetidir.

Sadi Şirazinin dediği gibi, “Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır.”

Akli selim, kalbi selim ve zevki selim ile geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza, “kısa yoldan köşe dönmeyi değil, öze dönmeyi öğretmeliyiz.”

Öze dönüş; dilimizi taçlandıran sözü ve aklımızı taçlandıran dili en güzel şekilde kullanmakla mümkündür.

Sende Yorumla...