COVİD-19 BELASININ BİZE ANLATMAYA ÇALIŞTIKLARI-2
Yukarı
COVİD-19 BELASININ BİZE ANLATMAYA ÇALIŞTIKLARI-2
Ekrem Turgut

COVİD-19 BELASININ BİZE ANLATMAYA ÇALIŞTIKLARI-2

Bu içerik 413 kez okundu.

Değerli Batman Gazetesi okuyucuları! 21. asrın en önemli sosyolojik, ekonomik ve psikolojik küresel olaylarından olan covid-19 ile ilgili geçen haftalarda yayınlanan yazımızın devamı niteliğinde olan ikinci yazımla siz değerli okuyucuların huzurundayım. Geçen yazımızda küresel çapta kayıplara yol açan, sahip olduğu bilim ve teknolojik imkanlara rağmen insanlığı çaresiz bırakan corona virüsünün bize anlattıkları hususları maddeler halinde dile getirmiştik. Bu yazımızda ise coronanın anlattıkları bu önemli hususların gerek toplumsal gerekse de bireysel olarak insanlar tarafından algılanma düzeyini, içerisinde yaşadığımız toplumun eylem ve uygulamalarına dair gözlemlerimden yola çıkarak sizlerle paylaşacağım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim. Bu kainatta hiçbir canlı veya cisim başıboş değildir. Her birinin bir görevi ve kendi çapında ifa etmekle yükümlü olduğu bir misyonu vardır ve hepsinin boyunduruğu ise kendilerini var eden yüce Allah’ın elindedir. Yüce Allah her birini bir hikmet dairesinde kullanmakta ve görevlendirmektedir. Kainatta bildiğimiz kadarıyla özgür irade ve akıl ile donatılan yegane varlık insandır. Ve bu varlık da iyiliği mi ya da kötülüğü mü tercih edeceği ortaya konsun diye yüce Allah tarafından dünyaya gönderilmiştir. Kendisine çizilen sınırlar ise yüce Allah tarafından içlerinden temiz ruhlu bireylerden seçilmiş nebiler vasıtasıyla bildirilmiştir. Sınırlarını koruyamayan ve zamanla hakikat yolundan sapan insanlık, ibret alıp toparlansın diye bizden önceki topluluklarda olduğu gibi bazen semavi afetlerle cezalandırılmıştır. Bu hakikat: (ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ  İnsanların kendi ellerinin kazandığı (tahribat ve talanlarının yol açmasıyla, doğal ve sosyal yapıyı bozmaları) dolayısıyla, karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki, (fesatlık ve fırsatçılık yapıp doğayı tahribattan) dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını (felaket ve musibet olarak) kendilerine tattırmaktadır. (Rum suresi, 41. ayet) ayetinde açıkça belirtilmiştir.

İşte günümüzde ortaya çıkan corona virüsünün de hakikat yolundan epey şaşan insanlığın silkelenerek kendine gelip toparlanması için ilahi bir ceza olduğu hakikatini göz ardı etmemek gerekir. Bu itibarla hakikat çizgisine dönmek kurtuluş için en sağlam yoldur. Dolayısıyla insanlık olarak özellikle de inanan bir toplum olarak şu hususlara dikkat etmemizin gerekli olduğuna inanıyorum:

  1. Her şeyden önce samimiyet ve tüm içtenliğimizle tövbe etmeli, yaptığımız hatalardan derin üzüntü duyup tekrar yapmamaya kesin şekilde karar vermeliyiz.
  2. Başta telafisi mümkün olan eski hatalarımızı telafi etmeli, özellikle kul haklarını geri vermeli, bunun mümkün olmaması durumunda da hak sahiplerinden helallik dilemeliyiz.
  3. Toplum olarak birbirimize kenetlenmeli, nefret yerine sevgiyi, intikam yerine affı, tenkit yerine nasihatı, sinsilik yerine masumiyet ve samimiyeti ikame etmeli, kıskançlık yerine hemcinslerimizin başarılarını ve sahip olduklarını Allah’ın bir nimeti olarak görmeliyiz.
  4. Namaz, oruç ve zekat gibi Allah’ın bizlere emrettiği güzellikleri olabildiğince yerine getirmeli, cana kıyma, hırsızlık, içki, kumar ve gayr-i meşru yaşam tarzı gibi çirkin işleri anında terk etmeliyiz. Hastalıktan kurtulmak için nasıl ki bedenimize aşı yaptırıyorsak, ruhsal kirlerden arınmak için de aynı şekilde tövbe ile arınıp yeni bir başlangıç yapmalıyız. Bu, hem günümüzün hem de yarınımızın kurtarılması adına zorunludur.
  5. Sahip olduğumuz başta sağlık, çoluk çocuk ve ekonomik imkanlar için Allah’a şükretmeli, bunların kendi gücümüzle elde ettiğimiz şeylerden öteye Allah’ın bir imtihan vesilesi olarak verdiği nimetler olduğunun bilincinde olmalıyız.
  6. Paylaşımcı olmak günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz bir erdemliktir. Zira “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” prensibine sahip bir dinin müntesipleri olarak paylaşımcılığı terk etmiş, modern hayatın bize dayattığı bireysellik ve bencillikte zirveye çıkmış, artık komşu komşuyu tanımaz sormaz, kardeş kardeşe kin besler hale gelmiştir. “Her şey benim olsun” “herkes bana muhtaç olsun” “kimse bana karışmasın” “kimse benden bir şey istemesin” duygusu maalesef tüm benliğimizi sarmış ve kuşatmıştır.
  7. Nimete şükretmek ve nimetin tükenmez bir kaynak olmadığını bilmek gerekir. Bu nedenle sahip olduğumuz nimetleri hoyratça kullanmak, gereksiz harcamalar nedeniyle sınırsız bir israfa düşüp çöplerin ekmek parçaları, yenmemiş yemeklerle ve kullanılmadan atılmış elbise ve ayakkabılarla dolmasına neden olmamalıyız. Unutmayalım ki eğer bugünkü müsrif kullanım tutumumuz devam ederse gün gelecek elimizdeki nimetler tükenecek ve belki de rabbim korusun bu nimetleri çöplerde arar hale geleceğiz.
  8. Tembelliği ve miskinliği bırakmalıyız. Zira biz, “iki günü eşit olan zarardadır” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Sadece tüketen bireyler olup başkasından medet ummak yerine dinin, bilimin ve aklın öngördüğü çizgide üretken bir yaşam benimsemeliyiz.
  9. Son olarak şunu eklemeyi zorunlu görüyorum: Biz aciz kullarız. Bunun bilincinde olmalı ve hayatımızı yaratan yüce Allah’ın emirlerine göre dizayn etmeliyiz. Biz adetlerle değil din ile düzenlenmiş bir hayat tarzı benimseyip düğünlerimizde, taziyelerimizde, eğlencemizde ve hüznümüzde yüce Allah’ın emrine uymalıyız.

Yeni bir konuda tekrar görüşmek dileğiyle saygı ve sevgilerimi sunar, size ve tüm sevdiklerinize esenlik ve mutluluklar dilerim.

Ekrem TURĞUT

Sende Yorumla...