SOSYAL MEDYA, ÇOCUKLARIMIZ VE BİZ!
Yukarı
SOSYAL MEDYA, ÇOCUKLARIMIZ VE BİZ!
Turhan Kartal

SOSYAL MEDYA, ÇOCUKLARIMIZ VE BİZ!

Bu içerik 252 kez okundu.

Günümüz insan ilişkilerini dizayn eden dinamiklerin başında gelen sosyal medya, şüphesiz hem gündelik sohbetlerin hem de akademik çalışmaların vazgeçilmez konularından biri. Toplumsal yaşam alanımızın hemen her köşesine konuşlanmış olan teknolojik örüntü ve bunun beraberinde getirdiği yabancılaşma 21. Yüzyılın karın ağrısı haline gelen sonuçlarından biri.

Şuan otuzlu yaşlarda olan bir bireyin geçirdiği çocuklukla günümüzdeki bir çocuğun bam başka toplumsal ilişkiler geliştirdiği, bambaşka bir zamanın ruhuna şahitlik ettiğini söyleyebilmek için fazla geriye gitmemize gerek yok aslında. Seksenlerin sonuna doğru çocukluğumun son evrelerini yaşayan biri olarak, o günkü teknolojik imkânlar ve sosyal ilişkileri günümüzle kıyaslayınca aradaki uçurumun derinliği gerçekten de çok korkutucu, çocukluğunu tam anlamıyla yaşayabilen son nesillerindendik kuşkusuz.

Peki, neydi çocukluk? Çamurla oynamaktı, saklambaç oynamaktı, çevredeki kısıtlı malzemelerden yaratıcı fikirler üreterek kendi oyuncağımızı yapmaktı, her hangi bir iletişim ağı olmamasına rağmen bir şekilde arkadaşlarla bir araya gelmekti. Akşam ezanı okununca eve dönüp, üstü başı kir içinde anneden azar işitmekti. Her şeye rağmen o kadar güzeldi ki, çok fakir bir zenginlikti çocukluğumuz…

Fakat günümüzde çocuklar eve, odaya, bilgisayara hapsedilmiş durumda. Tahtalardan silahlar yapıp hırsız polis oynarken biz, şimdilerde bu oyunlar sanal aleme savaş oyunu olarak taşınmış durumda. Dolayısı ile çocuklar çocukluğunu yaşayamamakla beraber bilgisayar bağımlısı haline gelmekte, tek arkadaşları bilgisayar oyunları ve oyundaki karakterler. Bu çocukların, sokaklarda akran gurubu içinde sosyalleşmesi, paylaşımı öğrenmesi gerekirken, içine kapanık ve bencil bireyler olarak büyümekte.

Evet; dramatik olan tarafı da, artık bu dönüşümün önüne geçmek için çok geç kalmış olmamız. Yenidünya düzeninde doğan çocukların hemen hepsi bu yeni yaşam formuna entegre oluyor ister istemez. Hepsi tabletini, Bilgisayarını ilerleyen yaşlarda ise cep telefonlarını yarıştırıyor artık.

PEKİ YA BİZ YETİŞKİNLER?

Bu yazıyı okumakta olan her bireyin en az üç veya dört sosyal medya hesabı ve uygulaması vardır muhtemelen. Bunların başında Facebook, İnstagram, Twitter, WhatsApp, Tiktok gibi uygulamalar gelmekte. Her ne kadar eleştirsek de bu çemberin dışında kalmayı beceremiyoruz çoğumuz. Sigara bağımlılığı gibi çepeçevre sarmış durumda dört bir yanımızı. Artık istesek de uzak kalamıyoruz.

Peki bu bağımlılığımızın temel kaynağı ne olabilir? Sanırım sosyal medyayı bu kadar önemseyişimizin nedeni toplumsal olarak kabul görme ve beğenilme ihtiyacıdır. Toplumsal arenada çoğumuz kendini içinde bulunduğu guruba sevdirmek, saygı görmek için elinden geleni yapmak gibi pratiklere sahip. Bu çok insani bir beklenti aslında çünkü insan sosyal bir varlık ve bunun sonucu olarak diğer insanlarla bağ kurma, Diğer insanlardan kabul görme ve toplumsal olarak onaylanma ihtiyacı hisseder.

Teknolojinin bu kadar gelişmediği zamanlarda da bu ihtiyaç söz konusuydu, fakat bu ihtiyacın giderilmesi yüz yüze ilişkilerdeki başarımıza göre şekilleniyordu. O yüzden insani ilişkiler daha sıcak, daha samimi, yüz yüze ve önemsenen bir ilişkiydi. Günümüzde ise insanlar bu ihtiyacı sosyal hesaplar açarak ve kendini görmek istediği ya da insanların onu görmek istediği gibi sunarak, yani aslında suni bir karaktere bürünerek gerçekleştirme hevesinde. Bu da insanın kendi yüzüne kendi benliğine yabancılaşması sorununu beraberinde getiriyor.

Çünkü artık bireyin ne istediği, nasıl yaşaması gerektiğini belirleyen şey sosyal medyadaki insanların tepkilerine göre şekilleniyor. Paylaşımları hangi oranda beğeni topluyorsa bireyde kendini o oranda tertipliyor. Bu bir tür ödül ceza sistemi gibi kusursuz işliyor. Her beğeni, bir birleştirici görevi görüyor. Bu da bireyi giderek daha da bağımlı bir hale getiren sürecin kapısını aralıyor hali ile. Yerinden kalkmaya üşenen kalkıp bir bardak su almayı ülke meselesi gibi gören, tembel utanmazsa kapı zili çaldığında mouse’u sağ tıklayıp kapıyı aç seçeneğini arayacak olan, tüm gün yüz yüze bakıp konuşmadığı arkadaşını akşam eve gidince sosyal medyada selamlayıp herkesin görebileceği şekilde muhabbet eden insanlar haline geldik.

Bu belki şuan çokta karamsar bir tabloymuş gibi görünmüyor olabilir ama sosyal çalışmacılar, psikologlar, sosyologlar ilerleyen zamanlarda tahrip gücü yüksek bir sanal alem bağımlılığının önüne geçilemeyeceğinden buna paralel olarak boşanmaların, farklı kültürler arasında gelişecek nefret söyleminin devasa artışlar göstereceği konusunda hem fikir. Dilerim çok geç gömüldüğümüz akıllı telefonlardan başımızı kaldırarak birbirimize selam verip yüz yüze sohbet edeceğimiz günler bizi bekliyordur…

Sende Yorumla...