NE KADAR HAYA EDİYORUZ?
Yukarı
NE KADAR HAYA EDİYORUZ?
Ekrem Tok

NE KADAR HAYA EDİYORUZ?

Bu içerik 337 kez okundu.

           Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Haya, imandandır.”

Haya; utanma, edep gibi anlamlara gelir. Haya; Allah korkusu ile ahlak dışı şeylerden ve kötülüklerden uzak durmaktır. Kınanma endişesiyle bulunduğu toplumun kurallarına aykırı davranmaktan kaçınmaktır. Haya; imanın ve ahlakın temel taşlarından biridir. Allah’a hakkıyla iman etmiş kimse aynı zamanda haya sahibidir.

             Müslüman ait olduğu toplumun kendisini kınamasından dolayı haya eder. Allah; her zaman ve her yerde onu gördüğü için Allah’tan utanır, haya eder.

Bir söz vardır: “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz.”  İçinde Allah korkusu olmayan ve insanlardan utanmayan kişi; her türlü kötülüğü ve ahlaksızlığı yapmaya hazırdır. Çünkü “Allah korkusu” ve “toplumun kınaması” insanı; fena ve çirkin işler yapmaktan alıkoyan, frenleyen iki önemli unsurdur.

Atasözü haline gelen bir söz vardır: “Utanmadıktan sonra istediğini yap.” Utanan insanın yüzü kızarır, rengi değişir. Utanan insan heyecanlanır, başını öne eğer. Utanan insan; kötü ve fena bir iş yaptığında huzursuz olur, pişmanlık duyar, hemen tevbe kapısına yönelir. Utanmayan kimseyi ise ne vicdan etkiler ne toplum etkiler ne de Allah korkusu etkiler.

Peygamberimiz yine başka bir hadisinde: “Haya, hayır getiri.” demiştir. Haya sahibi insan; iyiliklere ve güzelliklere yönelir. Haya sahibi insan; dilini, gözünü, kulaklarını her türlü çirkin söz ve bakıştan korur. Haya sahibi olmayan insan ise şer olana, kötü olana yönelir.

Sadi Şirazi’nin “Yusuf ile Züleyha” adlı bir hikayesi vardır. Züleyha, Yusuf’u kandırmaya çalışırken taptığı put niyetlendiği çirkin işi görmesin diye onun üzerini örter. Bunun üzerine Yusuf, Züleyha’ya şöyle seslenir: “Vazgeç, benden kötülük bekleme. Sen bir taştan bile utanırken, ben nasıl olur da Allah’tan utanmam.” Züleyha bir taştan utanırken bizi yoktan var eden, bize sayısız nimetler veren Allah’tan korkup utanmamız gerekmez mi?

Haya sahibi olmayan kişiler Allah’ı unutmuş olan kimselerdir. Çünkü çirkin ve fena iş yapanlar bunu “gizlice” yapmaya çalışırlar. Çirkin eylemlerini gerçekleştirmek için ıssız, tenha yerleri seçerler. Amaçları kimsenin olmadığı bir yer bulmaktır. Ama şunu unutuyorlar: Göklerin ve yerlerin Rabb’i olan Allah; her zaman her yerdedir. O’nun kuşatamadığı bir “an” ve “mekan” yoktur.

“…O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir…” ( 6;59 ) “…Nerede olursanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.” ( 57;4 )

Yeryüzündeki bir yaprak bile O’nun bilgisi dahilinde düşüyorsa, zifiri karanlıkta yuvasında bulunan siyah karıncayı bile görüyorsa bizim “en gizli” dediğimiz yerden de haberdardır. En gizli yerde bile bizi görmektedir. İşte bunun için hayalarını kaybedenler aynı zamanda Allah’ı unutmuşlardır. Çünkü insanların göremediği, bilmediği yeri Allah’ın da göremeyeceğini zannederler. Ve büyük bir yanılgıya düşerler.

Allah bize şöyle sesleniyor: “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Ahlaksızlığı, hayasızlığı, zulmetmeyi yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” ( 16;90 )

İlahi kameranın 7/24 sesli ve görüntülü kayıt yaptığını bilelim. Çünkü her birimizin yanında, iyi kötü yaptığımız her şeyi kaydeden melekler vardır.

 Önce Allah’tan korkalım, O’ndan haya edelim. Sonra da insanlardan utanalım.

Allah’ın bize verdiği öğüdü tutalım:

Hayasızlıktan ve ahlaksızlıktan uzak tutalım nefsimizi.

Üç günlük dünya hayatını onurlu ve iffetli bir şekilde yaşayalım.

İnsanların karşısında başımız dik olsun. Başkalarının bizi kınayacağı, yüzümüzü kızartacak fiillerden kaçınalım.

Hesap vakti geldiğinde,

 Herkesin amel defterinin eline verildiği günde

 Allah’ın karşısına alnımız ak bir şekilde çıkalım.

Sende Yorumla...