İNSAN VE SOSYAL HAYAT
Yukarı
 İNSAN VE SOSYAL HAYAT
Muhammed Zeki Mirzaoğlu

İNSAN VE SOSYAL HAYAT

Bu içerik 228 kez okundu.

İslam dini; insanların çevrelerinden başlayarak sosyal ilişkilerini kuvvetlendirmelerini emreder. “Onlar öyle (fâsıklar) ki, Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın, ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.”(Bakara:27) Ayet, iki insan arasındaki ilişkiden, uluslararası ilişkilere kadar bütün ahlaki durumları içine alır. İlişkileri kesmek, kargaşa ve düzensizliğe neden olur. Kişi, imandan uzaklaştığı zaman hayatı, karamsarlıklarla, umutsuzluklarla dolduğu gibi, ahireti de bir zindana dönüşür. Aynı şekilde insanlarla da bağını kopardığı zaman, yalnız ve mutsuz bir hayat yaşamaya mahkûm olur. Hadiste, “Kim rızkının genişletilmesini ve ömrünün uzatılmasını istiyorsa akrabalık ilişkilerini güçlendirsin.”(Müslim) Denilmiştir.  

Topluluk halinde yaşama ihtiyacı, insanlar arasında bütün ilişkileri ayarlamaktadır. İnsanın topluluk hayatı, bireysel hayatından önce gelmektedir. Grup içinde olmak bireyi kuvvetli biçimde güdülüyor ve bireyin kaygı düzeyini yükseltiyorsa, basit işlerde bireyin verimi grup içinde artar. İnsanın uygarlık tarihinde, temelleri topluluk hayatı içerisinde bulunmayan hiçbir hayat şekline rastlamak mümkün değildir. İnsan topluluklarının dışında hiçbir insani varlığa rastlamak da mümkün değildir. Darvin, uzun zaman önce, zayıf hayvanların hiçbir zaman yalnız başlarına yaşayamayacakları gerçeğine dikkati çekmişti; insanı bu zayıf hayvanlar arasında saymak zorundayız; çünkü o da yalnız başına yaşayacak kadar kuvvetli değildir. Tabiata ancak pek sınırlı bir ölçüde karşı koyabilir. İnsan, hayatını sürdürebilmek için geniş bir araç ve makine donatımına ihtiyaç göstermektedir. Beslenmesi, ayırt edici nitelikleri ve yaşama biçimi geniş bir korunma programını gerektirmektedir. 

Sosyal hayat bir zorunluluk haline gelmiştir, çünkü bir insanın kendini belli bir gruba bağımlı kıldığı topluluk hayatı ve iş bölümü olmasaydı, insan türü varlığını sürdüremezdi. Ancak (aslında, uygarlığın ta kendisi olan) iş bölümü, insanın sahip olduğu her şeyden sorumlu olan o saldırma ve savunma araçlarını insanlığın yararına sunabilmiştir. Ancak iş bölümünü öğrendikten sonradır ki, insan kendini göstermek imkânını bulabilmiştir. Çocuk doğurmanın güçlüklerini ve ilk günlerde çocuğu yaşatabilmek için gereken olağanüstü ilgiyi ve bakımı düşünün! Bu ilgi ve bakım, ancak böyle bir iş bölümünün var olduğu yerde gerçekleşebilirdi. İnsan bedeninin özellikle ilk çocukluk yıllarında karşılaşmış olduğu hastalıkların ve sakatlık tehlikelerinin ne kadar çok olduğunu düşünecek olursanız, insan hayatının ne derece bakıma ihtiyaç gösterdiği ve sosyal hayatın ne derece zorunlu olduğu konusunda bir fikir edinmiş olursunuz. İnsan hayatının sürekli olarak yaşamasını en iyi sağlayan şey, topluluk hayatıdır.     

      Kadın da erkek gibi sosyal olmak mecburiyetindedir, yoksa kendine düşen ve toplumu ilgilendiren görevini nasıl yapacaktır. Kur’an, “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alı korlar”(Tevbe:71) diyor. Toplum bir vücut gibidir. Toplumda meydana gelen her olay direkt veya dolaylı olarak fertleri etkiler. Bu nedenle birey toplumda meydana gelen olayları umursamazlık edemez. Eğer toplumda bir haksızlık, zulüm varsa, toplumun tüm bireyleri buna karşı koymak durumundadırlar. Eğer karşı koymazlarsa aynı olumsuz durumlar yakın bir zamanda kendilerinin de başına gelecektir. 

      Huylarımız birlikte olduğumuz insanlarınkine benzer; nasıl bazı bedensel hastalıklar temasla bulaşabilirse ruh da kötülüklerini bitişiğindekilere taşır. Bir ayyaş, kendine sitem edenleri bile şaraba düşkün duruma getirir: Günahkâr bir topluluk, izin verilse en güçlü iradeye sahip insanın bile ahlakını bozacaktır. Açgözlülük zehrini en yakınındakilere bulaştırır. Erdemler de aynısını tam ters biçimde yapar ve iletişim kurdukları herkesi geliştirirler. İlkeleri oturmamış birinin kendinden daha iyi biriyle vakit geçirmesi, hasta birinin sağlıklı bir iklimi olan sıcak bir ülkede yaşaması kadar iyidir. Vahşi hayvanlar bizimle yaşayarak evcilleşir; ne kadar yırtıcı olursa olsun insanlarla arkadaşça yaşamaya alıştığında hiçbir hayvan vahşi kalmayı sürdüremez.  

      Hadiste, “İnsanların arasına katılıp, onlardan gelecek eziyetlere katlanan mümin, insanların arasına girmeyip eziyetlerine katlanmayan müminden daha hayırlıdır.”(Tirmizi,İbn Mace)Mümin cana yakındır, (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimse de hayır yoktur”(Ahmed) deniliyor. Ağzı acılı ve hasta olan kimse saf suyu dahi acı sanır. Uzak ufuklara bakamayanlar, karanlık, soğuk ve kasvetli, bölgelere adım atamazlar. Ne kadar üstün, faydalı olsa da tek başına bilinen bir şey zevk vermez. Paylaşılamayan bir iyiye sahip olmanın ne yararı var? Yaşayan insan, birçoklarına yararlı olan insandır. Bir köşeye çekilip uyuşuk kalanlar, evlerinde mezarda gibi yaşarlar. Bunlar “Ölmeden önce ölmüşler.” Sosyal hayatın terki en büyük sefalettir, ormanın ortasındaki kömürcü bile köpeğinin dostluğuna sahiptir. Bilge kişi, bir delikanlıyı ıssız bir yerde dolaşırken görünce, “Orada tek başına ne yapıyorsun?” diye sormuş. O da “Kendi kendimle konuşuyorum”, diye yanıtlamış. Bilge, “Sakın ha! Çok dikkat et, kötü bir insanla konuşuyorsun” demişti. 

      Hayata cana yakınlık hissetmek hayati bir gerekliliktir. Akciğerler için hava ne kadar gerekliyse, toplumun, bilgili insanların konuşması da duygu ve düşüncelerimiz için o kadar gereklidir. Toplumda dünyevi ilişkilerdeki kaçınılmaz nezaket, kendi eğitimimiz için çok değerli olan durdurma gücümüzü geliştirir. Sadece kendisinin efendisi olma kusursuzluğu olan bir gelişmeyi, sosyal ilişkilere ve özellikle olgun tecrübeli insanların dostluğuna borçluyuz. Kibar alışkanlıklar temel eğitimsel bir öneme sahiptir zira sinirlerine ve eğilimlerine hâkim olamayan insan kaba ve bayağı kalır.  

       Kişi insanlarla, İslam’ın emrettiği şekilde muamele edecek olursa artık o, yalan söylemeyecek onlara hile yapmayacak, kendilerini arkadan çekiştirmeyecek, iyilik ve güzellikten başka bir şeyi söz konusu etmeyecektir. Eğer böyle davranacak olursa elbette ki aralarında saygınlık kazanacaktır. Fakat tam tersine bir kenara çekilip onlardan uzaklaşacak olursa tanınmaz ve bilinmez bir duruma düşecek, bu sebeple de ne onların üzerinde bir tesir uyandırabilecek, ne de kendilerinden istifade edebilecektir. Çünkü insanlar, içini toplumun doldurduğu boş testilerdir. Sosyal ilişkiler öyle özgül duyarlılıklar meydana getiriyor ki bireyler o şartlarda ve çevrede gelişiyor, o duyarlılıkları ediniyor ve sonra bu duyarlılıklar heyecana sebep oluyor. Vesselam. 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...