İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ ÜZERİNE
Yukarı
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ ÜZERİNE
Muhammed Zeki Mirzaoğlu

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ ÜZERİNE

Bu içerik 277 kez okundu.

Cumhurbaşkanı tarafından kaldırılan İstanbul sözleşmesi üzerine vaveylalar koparılmaktadır. Kadınların İstanbul Sözleşmesinin kendilerine getirisi ve götürüsü üzerinde iyi bilgi sahi olduklarını sanmıyorum. Birileri bu meseleyi kaşıyor ve onlar da ona alet oluyorlar. Sorarım size; İstanbul Sözleşmesi kalktı da zararınız nedir? 6284 nolu yasa yerinde duruyor ve bu yasa aslında kadını bir lejyon durumuna getirmektedir, adeta erkeği demir bir kafesin içine koyup kadının eline kamçı verip tehdit etmektedir. Yasaya göre kadının beyanı esastır. Telefon açarsa polise; kocam şiddet uyguluyor diye, polis gelir kocayı alır ve adliyeye sevk etmeden bir ay evden uzaklaştırma ve dese ki kocam beni darp etmiştir, ispatlamak mecburiyeti olmadan beyanı esas alınır ve koca mahkum edilir. Kadınlara bu yetmiyor mu? Nafaka kanunuyla da nafakasını ve mirasla da kocanın malının yarısını alıyor! O zaman koparılan yaygara niyedir?

İstanbul sözleşmesinin iki ana tehdidi vardır, birincisi iki karşıt cinsi adeta bir rakip durumuna getirerek aile içerisindeki haklar savaşını başlatıp saygı, sevgi namına bir şey bırakmamak kaydıyla aile kurumunu dibine dinamit sokmaktaydı. İkincisi 4/3'de "şiddete karşı koruma"yla, her tür cinsel yönelim sahibine ve toplumsal cinsiyet kimliğine hiçbir ayırıma yer vermeksizin sağlayacak şekilde muğlak bir ifade içermektedir. Böylece İstanbul Sözleşmesi, LGBT'lilere "İnsan hakları" kapsamında kendilerini ifade, toplantı ve gösteri yapma, kamusal alanda var olma hakları veriyor. hatta müstehcenliklerini teşhir etmeleri halinde onlara şiddet uygulamama düzenlemesi getiriyor.

Her tür cinsel yönelim içine sübyancılığın da girebileceği ifade ediliyor, Zaten LGBT yürüyüşlerinde Drag Kid  (kadın kiyafati giymiş, erişkin kadın gibi davranan erkek çocuk)lar da görülüyor. Zaten İstanbul Sözleşmesini eleştirmek tutarsızlıktır. Zira Türkiye 2012'de imzaladığı İstanbul sözleşmesi, 1985'te imzaladığı CEDAW sözleşmesine atıf yapmaktadır. CEDAW'ı imzaladıktan sonra Türk Medeni Kanunu Türk Ceza Kanunu gibi kanunlarda değişiklik yaparak Batı tipi bir toplum sistemine geçiş yaptık. Mesela, 765 sayılı Ceza Kanunu'nda cinsel suçlar "topluma karşı suç" olarak kabul edildiği halde 5237 sayılı yeni Ceza Kanunu'nda cinsel suçları artık "bireysel suç" olarak düzenledik. Bu yasanın 102/2, maddesine göre "evlilik içi tecavuz" tadil edilmezse; göreceksiniz pek çok kadın, bu maddeyi işletecek ve kocasına "ya malını ver ya da cezaevinde sürün" diyecek.

En sağlam dayanak, hukuk düzenine gönüllü rızasıdır. Osmanlı mahalle sisteminde sakinler alem yapan komşularını mahkemeye başvurarak o beldeden çıkarabilmekteydi. CEDAW'ın ülkemizdeki yasaları yeniden düzenlemesiyle; "özel hayatın dokunulmazlığı", "konut dokunulmazlığı", "mülkiyet dokunulmazlığı", "ayrımcılık yasağı" kapsamındadır. Kadir Has Üniversitesi 2017'de yaptığı araştırmaya göre; halkın yarısından fazla "eşcinsel" komşu istemiyor. Ancak CEDAW'ı imzalayan bir toplumun artık komşusunun "insan hakları" gereğince ses çıkaramayacağı görülmelidir. İşte CEDAW bunun teorik sözleşmesi, İstanbul Sözleşmesi ise bunun uygulama metni olarak ülkemizi bağlamaktadır. Uygulama metni olan İstanbul Sözleşmesi iptal edildiği halde, CEDAW'ın mevzuatlara yerleştirdiği hükümler zaten devrede!

Hesiod'un deyimiyle: "Şimdi artık yasaya kulak ver ve şiddeti at kafandan! / Çünkü bu öyle bir yasadır ki, insanı taçlandırır: / Balıklar ve sair vahşi hayvanlar ve tüylü kuşlar / Aralarında hukuk olmadığından yesinler, bırak birbirini /Ama o insana her şeyden değerli bir hazine verdi / Bu, Kanundur." Bir kanun ki iki cinsi birbirine hasım yapıyorsa o kanun tadil edilmesi gerekir. Birbirlerini yemesinler diye! Bizde aile mi kaldı? Aklımızı ne zaman başımıza devşireceğiz? İktidar ve muhalefet demeden Allah rızası için aile kurumunu ayakta tutmak ve gereken adil yasaların tadili için sözbirliği edip bir "aile modeli" ortaya koyunuz. Zira günümüzde Z kuşağının örnek alacağı bir "aile modeli" yoktur. Feminist teori, kadının ev içi emeğinin bir sömürü olduğunu ifade ediyor. Sekuler feministler kamusal alanda "ahlak değerlerinin polisliği"ni reddediyor. Batı'da kilise bir bekarlar piramididir. Batılı ideolojiler İslam toplumlarının aile modeline savaş açmıştır. En acısı bu gün müslüman feministler, Batılı-seküler feministlerin kavramlarını kullanıyor. Kur'an vazife taksiminden dolayı dışarıda çalışıp nafakayı temin ettiği için evde yönetici sıfatını erkeğe veriyor, ancak şimdi müslüman kadın bile ben kendi nafakamı kazanıyorum. O halde evin yöneticisi artık benim dimeye başlamıştır.

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...