FİTNE ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR
Yukarı
FİTNE ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR
Muhammed Zeki Mirzaoğlu

FİTNE ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR

Bu içerik 120 kez okundu.

Allah “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür” (Bakara:191) diyor. Barış asıldır, hiç kimse inancından, farklı yaşama biçiminden dolayı öldürülemez. Bu da başkalarını inancından vazgeçirip İslamiyet'i güç kullanmak yoluyla kabul ettirmeyi hedefleyen savaşın meşru olmadığını gösteriyor. Kim bunun aksini davranır toplumun gerilmesine ve fitneye sebep olursa, toplumsal fitneye sebep olur ki bu adam öldürmekten daha kötüdür. 

      Karanlıkta yaşayan kimselerin, aydınlık yayması beklenemez. Uzak ufuklara bakamayanlar, karanlık, soğuk ve kasvetli bölgelere adım atamazlar. Toplum olarak çok gerildik, kadına şiddet başta olmak üzere, adam öldürme, yaralama gasp, hırsızlık vs. Burada yöneticilere düşen, adalet seferberliği yanında halkın isteklerine karşı sabır ve metanetle hareket etmek, toplumun da tevekküle ihtiyacı vardır. Hepimizin toplu bir ateşkese ve toplu bir barışa ihtiyacı vardır.   

      HDP İzmir il binasına saldıran ve Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer, iyi araştırılsın bu bir ruh hastası aşırı entegrist olabileceği gibi çeşitli nedenlerden dolayı da olabilir. Tam da HDP’nin kapatılması ile ilgili davanın arifesinde olması akla ilk olarak gelen toplumu germek için bir provokatör olabileceğidir. Bundan dolayı milletimizi sükûnete davet ediyorum. “Öfke ateştendir” körükle harlamak değil su ile söndürmek lazım. “Öfke ile kalkan zararla oturur” “keskin sirke küpüne zarar verir” denilmiştir. 

      Komşuların tavuklarına zarar veren kediyi sahibine şikâyet eden mahalle sakinleri, kedi sahibinden onu cezalandırılmasını veya başka diyarlara göndermesini isterler, kedinin sahibi kediyi bir odaya hapseder ve eline aldığı değnek ile birkaç hamle savurduktan sonra, mecalsiz kalan kedi sahibinin üstüne atlar ve azı dişleri ile burnunu yakalar ve sıkıştırmaya başlar, sahibi mecalsiz kalınca kediyi sırtından sıvazlayarak ‘pisi pisi’ diye okşamaya kalkar, böylece ondan kurtulur. Ya Allah rızası için! Bir ruh hastasının yaptığı provokatör eylemin faturasını niçin millet ödesin? Araştırıldıktan sonra en ağır ceza verilsin de insanlar adalet görsün ve rahatlasın. 

      Devlet bunun için vardır, her kalkan adaleti kendisi sağlamaya çalışırsa, adalet yok olacak, toplumsal kaos başlayacak ve muarızlar içinde cirit attığı ve fitne fesadın önü alınamayacak boyutlara varacaktır. En kötü barış savaştan daha iyidir. Bundan dolayı toplu olarak bizim barışa ihtiyacımız vardır. Toplu halde kendimizi hesaba çekerek, şunun bunun hesabına çalışmaktan ve hırslarımıza yenilmekten kurtulalım ve kardeşliğimizi pekiştirelim. Buna çok ihtiyacımız vardır.  

      Cahillerle uğraşmak çok zordur, çünkü yaptıklarından övünç duyuyorlar. Bu gibi kişilerin işi bütün işlerden zordur. Tırnakla dağ delmek, soğuk demiri dövmek bunların irşat ve ıslahından akla daha yakındır. “İnsanoğlu için en şiddetli azap, kurtlara edep öğretmektir” denilmiştir. Söz, cahil olanın ağzına düşerse; silah da kuşanmayacak kimsenin elinde ise, mal, infak etmeyenin yetkisinde ise; artık işler değerini yitirmiş demektir. 

      Komşu devletlere bakalım ve kendi durumumuza bakalım, insanların özgürlükleri ve demokratik hakları ellerinden alınmış ve canları ile imtihan ediliyorlar. Kör topal de olsa bize hediye edilmiş bir demokrasi vardır, kendi yöneticimizi seçme hakkımız vardır. Bize düşen yöneticilerimizi, emin adil ve ehliyetli kişilerden seçmektir ki, adalet yerini bulsun. Hasan Basri, “bir dua hakkım olsa onu da yöneticilerin adil olmaları hususunda sarf ederdim” diyordu. Allah’ın yeryüzündeki terazisi adalettir. Her şeyin iyi olduğu yerde hiçbir şey adalete aykırı değildir. Adalet iyilikten ayrılmaz. “Her adam zannettiğin pehlivan mıdır?” Allah için bir oy hakkımız vardır bütün nefsi egolarımızdan ve kinimizden feragat ederek kullanalım ki, adalet yerini bulsun. Akıllı insanın devleti de devamlı olur. Hadiste “Aklediniz akıl nimettir.” (Darimi) Akıl nerede olursa olsun, tanıdık bir dosttur.  

      Hz. Ömer; “Bu yönetim işi ancak zafiyet ve gevşemeye dönüşmeyen bir esneklik, öfkeye dönüşmeyen bir kuvvetle mümkündür.” Muaviye de “Ben kamçımın yettiği yerde kılıcımı, dilimin yettiği yerde kamçımı öne sürmem. Benimle insanlar arasında bir kıl olsaydı kopmazdı. Halk kılın bir ucundan çekince ben gevşek bırakır, biraz sallardım. Onlar kılı gevşek bırakınca da ben çeker düzeltirdim” demiştir. 

      Allah, “Ant olsun ki, biz âdemoğullarını üstün bir izzet ve şerefe mazhar kılmışızdır” (İsra:70) demiştir. Bu ilke, kadın erkek, zengin fakir, siyah beyaz demeden bütün insanlar için geçerlidir. Sosyal adaletin ilk ve temel unsuru olan bu ilkenin iki ön şartı vardır; eşit haklar ve eşit fırsatlar. Ehil olması halinde kişinin rengine, milliyetine ve nereden olduğuna bakılmaz. Kişinin değeri iyi becerdiği işle ölçülür. Ehliyetli insanları memuriyete getirmemeden doğacak olan sonucun faturasını Allah’a kesmenin hiçbir mantığı yoktur.  

      Hz. Peygamber diyor: “Unutmayınız ki… her biriniz, elinin altındakilerden sorumludur.” (Buhari, Müslim) Her kim, insanların işini yapmayı üzerine alırsa, kıyamet gününde elleri boynuna bağlı olarak gelir ya iyiliği ellerini çözer ya da günahı bağını daha da kuvvetlendirir.” (Rudani Cem’ul fevaid) Seçmekle mükellef olan her kim olursa, memuriyete getirecekleri kişileri ehil olanından seçmeye, güçleri nispetinde riayet etmeleri şarttır, yoksa “hain” sınıfına yazılır. Ebu Müslim, Muaviye’ye: “Sen yalnızca ecirsin. Allah, seni bu insanları yönetmek için kiraladı. Eğer sen, onun hastasını tedavi eder ve hastalık sirayet etmemesi için uğraşırsan, sana ücretini verir. Fakat böyle yapmazsan, efendin seni cezalandırır” demişti.  

      Ahlaki erdemlerin kemal bulmasını adalete bağlıdır, adalet verilen ile hak edilen arasındaki dengedir. Adalet, takva erdemine nail olabilmenin zeminidir. Adalet, insanın zulmetmeye yatkın olmasından dolayı, Allah’ın insana farz kıldığı bir erdemdir. Şair, “Zulüm insanda olağan, varsa adil bir adam, vardır zulmüne mâni olan” demekle adil bir yöneticiye işaret ediyor. Adalet siyasi varlığın temel taşıdır, temellerin temelidir, yöneticinin libası, erdemidir. Adil davranamıyorsak adaletin ne önemi vardır? Adaletin hiçbir şey getirmesi gerekmiyorsa adaleti niçin isteriz? 

      Konfüçyüs, “Adaletin olmadığı bir toplumda zengin ve itibarlı olmak utanç vericidir” diyordu. İbn Haldun, “Bir devlet haksızlıktan, kötülüğe meyletmekten, yolsuzluktan ve keyfilikten kendini uzak tutarsa, itidal yoluna girer ve doğru yoldan ayrılmazsa, ekonomisi düzelir. Şayet devlet kin ve garazla idare edilir, yalancı simsarlar, azgın aracılar orada kaynaşırsa, o zaman ekonomisi bozulur” demiştir. Vesselam. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...