ÖTEKİNİN SESİ
Yukarı
ÖTEKİNİN SESİ
SİRİUSUN KARANLIĞI

ÖTEKİNİN SESİ

Bu içerik 400 kez okundu.

Öteki olmak... Bu şekilde denildiğinde çok farklı şeyler akla gelse de aslında çok da yabancı olmadığımız hatta herkesin birer öteki olduğu bir dünyada yaşadığımız söylenebilir. Kimdir peki bu ötekiler, ötekiler için bir tanım bulmak gerekirse; bulunduğu çemberin farklılığından dolayı ırkçılık gibi bir ideolojiye maruz kalan insanlar olarak nitelenebilir. Peki sizin de öteki olduğunuz zamanlar oldu mu? Bulunduğu yere yabancı olduğunuz, varlığınızın sorgulandığı, o seçici milletten olmadığınız için önyargılı bakışlara ve söylemlere maruz kalıp, dışlanmış hissettiniz mi? Eğer bulunduğunuz yerde farklı bir renginiz, kültürünüz, konuştuğunuz diliniz, inanışınız ve daha nice sayılabilecek farklılıklara sahipseniz en az bir kez olsun ırkçıların hedef noktası haline gelmiş ve öteki grubuna dahil edilmişsinizdir.

Irkçılığın tarihi nereye dayanır o zaman, bu insanlık kusuru ideoloji nereden geldi?

Irkçılar, doğuştan gelen bir kalıtım sonucu ortaya çıkan davranış ve hareketlerin olduğuna inanan kişilerdir. Irkçılığın temellerini oluşturan yapı ise Almanların tarihinde yer aldı. Nazi yönetiminin hakim olduğu yıllarda “Die Nurnberger Gesetze” (Nuremberg ırk yasaları) diye bir yasa çıkardılar. Bu yasa Almanlar harici bütün ırkı aşağı sayan ve onların sürgün edilmesi hatta ve hatta yok edilmesine yönelik tasarıları barındırıyordu.

Aynı zamanlarda hiçbir insani yönü olmayan bir doktrin uygulamaya koyuldu.

Irkçılık doktrini olarak bilinen bu doktrin; insanın taşıdığı kanın biyolojik bir etnikten geldiğini savunur. Buna yönelik bir ırk her ne sebep olursa olsun ya aşağıdır ya da yücedir. Bunun en belirgin örneklerinden biri de Yahudi karşıtlığı ( gerçek dışı biyolojik sonuçlara bakarak aşağı soy olarak bilinip Yahudilere önyargılı bakmak ve nefret etmek ) ırkçılığın sembolü olarak Nazizm’in ayrılmaz bir parçası haline gelmişti.

Nazilerin ırkla ilgili olan teorilerine göre, Almanlar ve Kuzey Avrupalıları kapsayan daha üstün bir ırk olduğu öne sürülen “Ari” ırktan geliyordu. Bu ırkçı yaklaşımın İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman yönetiminin ciddi sayıda Yahudi katliamı ve soykırımına sebep olmuştur. Akıl almaz toplama kamplarında Alman doktorlar, Ari ırkının üstünlüğünü kanıtlamaya yönelik biyolojik deneyler bulmaya ve dolayısıyla diğer ırkların daha aşağı olduğuna dair fiziksel kanıtlar elde edilmeye çalışılmıştı. Tabii hiçbir dayanağı olmayan bu tıbbi deneyler sonuçsuz kalmıştı. Ama öyle bir inanç var ki diğer ırkların aşağı olduğuna, İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler, Polonya ve Sovyet Birliği dâhil işgal edilen bütün topraklarda “Etnik temizlik” adını verdikleri katliamlar gerçekleştirmişlerdi. Bunun ötesinde engelli bireyleri kusurlu görerek “Ötenazi” adı altında engelli birçok insanın ölümünü gerçekleştirmişlerdi. Tarihin en büyük katliam ve soykırımına sebep oldular. Tabii ırkçılığın tohumları ekildi bununla beraber. Nazilerin ırkçılığı ne yazık ki kötü bir ün olarak hafızalara kazınmıştır. Belki de ırkçılığın temeli olduğu için bu üne öfke ve nefret bitmiş değil.

Oysa günümüzde yapılan araştırmalarda bu kötü üne rağmen ırkçılığın henüz bitmediği gibi üstüne evrimsel bir süreç geçirerek, hayatın odak noktasında yeni yüzler ve düşmanlar edindiğini gösteriyor bize ne yazık ki.

Dönem bazında en yaygın ırkçı olaylarını sıralamak gerekirse 2000’li yıllarda Almanya’ da Türklerin hedef alındığı kundaklamalar, Fransa’daki banliyö ayaklanmaları, Hollanda’nın Eindhoven kentindeki camiilere ve Müslüman okullara yapılan saldırılar. Her yerde olmasa bile zaman zaman burada yaşamını sürdüren diğer ırk ve dinler de ırkçılığın hedef noktası haline gelmiştir. Fark etmeksizin ırkçılık tohumu hala yeşeriyor aramızda, yaşam sürüyor usulca. İnsanlar; hala rengi, kültürü, dini, mezhebi, dili farklı olduğu için birbirine önyargılı bakabiliyor. Bununla beraber süregelen nefret ve çatışmalar ortaya çıkıyor.

Öbür taraftan Ötekiler olarak yaşamak, en acı yaşam biçimidir. Olduğu gibi kabullenilmemek, başka bir kimliğin gölgesinde yaşamak zorunda kalmak, ana konuşmasını unutmasını istemek, varlığını yok saymak, bunların hepsi öteki için ağır istekler. Siyahın, Beyaza sen farklı bir renksin diyerek kızmasına benzer, oysa ikisi de bir bütün olarak anlam kazanır. Bu durumun aynısı insanlar için de geçerlidir. Farklılıklar kendi benliğini yansıttığı için özeldir. Hiçbir ırk aynı olmak zorunda bırakılmamalı. Kültürler, dinler, mezhepler çeşitlilik gösterse bile özünde insanoğlu hep aynı kişidir. Bir insanın biyolojik yapısı bütün insanlarda aynıdır. Ne yaparsanız yapın bu asla değişmeyecektir. Tıpkı Almanların onlarca çabasına rağmen sonuç vermeyen deneyleri gibi. Üstün, aşağı soy yoktur belki, ama insan olmak vardır... İnsan olmak, insanca yaşamak, insanca davranmak, insanca bakmak, insanca yaşamak, bunları başarmak ise sadece ahlâkî üstünlüğü sağlar.

SEVDA YALÇIN

Sende Yorumla...