GENÇLERE GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİR HATIRLATMA
Yukarı
GENÇLERE GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİR HATIRLATMA
Muhammed Zeki Mirzaoğlu

GENÇLERE GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİR HATIRLATMA

Bu içerik 799 kez okundu.

Tarih, başı ve sonu olmayan kesintisiz bir süreçtir. Yaşanmış olması yönüyle geçmiş, ileriye ışık tutması yönüyle de gelecektir. Ana karakteri süreklilik ve değişimdir. Tarihe sadece süreklilik açısından bakarsak yenilenme ve gelişmeyi göremeyiz. Aynı şekilde sadece değişim açısından bakarsak olayların özünü yakalamayız. Evet, tarihte birbirine bağlı ve paralel gelişen olaylar vardır ama bunlar, kendi içinde sürekli değişmektedir. Arnold’un değimiyle; ‘Son zamanlarda teknolojinin gösterdiği olağanüstü ilerleme dolayısıyla ‘mesafenin yok edilişi’ sonucunda çağımızın bir özelliği, değişim hızının eskiyle ölçülemeyecek derecede artmıştır. Şimdilerde tarih, her an bizi şaşırtacak kadar hızlı oluşuyor.’ Nurettin Topçunun da ifade ettiği gibi; ‘Millet, tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırınız, insan sürüsü kalır. İnsan, hem kendinin, hem milletinin, hatta bütün insanlığın tarihini taşımaktadır.’

Vatan, millet fertlerinin ortak ruhunun yaşandığı yer demektir. Bu yerde kader birliği içinde yaşanılan hayat ise tarihtir. Millet olmak, birlikte yaşama iradesini göstermektir. Millet olmanın gerekçesi, insan olmak ve hayatı anlamlı hale getirmektir. Hayatın anlamı onun devamlılığındadır. İnsanın bir millete mensup olması, belli bir hayat tarzını devralması ve onu geleceğe taşımasıdır. Çünkü hayat kesintisiz bir süreçtir. Milleti oluşturan maddi ve manevi ruh, millet fertlerinin özgürlük ve sorumluluk duygusuyla gelişir. Özgürlüğün olmadığı yerde millet olmaz. Sorumluluk ise millet ruhunun korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere taşınmasıdır. Millet önderleri, özgürlüğün ve sorumluluğun maddi ve manevi temsilcileridir.

Günümüzün dünyasında egemen güçler, kültür ve kahramanlara karşı sinsi bir savaş yürütmektedir. Onlara göre milletler, kendi değerlerine ve kahramanlarına sahip çıktıkları sürece çıkarlarını daha çok koruyacaktır. Çıkarlarını koruyan milletleri sömürmek ise o kadar kolay değildir. Kültür emperyalizmi denilen olay, milletleri içeriden çökertme olayıdır. Bir milletin dilini, dinini, tarih bilicini ve birbirlerine olan sevgisini yozlaştırmayı başardığınızda o milletin fertleri, menfaat karşılığında bütün değerlerini satabilecek bir duruma gelir. İşte o zaman onlar, ülkelerinin tarih değerleri ve kültür mirası herhangi bir saldırıya veya yağmaya uğradığında sadece alacakları menfaate bakar. Kendi geleceklerinin yağmalandığını, talan edildiğini anlamazlar. Bu yüzden tarih bilinci, bir milleti yağmacı anlayışlara karşı koruyan en büyük güçtür.

Kahramanlarıyla yaşayan milletler, başka milletlerin kahramanlarının ardından gitmez. Kahramanlarıyla yaşamak demek, onlarla övünmek ve onları körü körüne taklit etmek değildir. Kahramanlarla yaşamak; kahramanların misyonunu sürdürmek ve yaptıklarını anlamaya çalışmak, ülkülerini günümüz gerçeklerine uyarlamaktır. Çünkü her kahraman yeniden keşfedilmeyi bekleyen bir dünyadır! Kesilen her ağacın yerine yeni bir fidan dikilmesi gerektiği mesajını taşır. Çağın ihtiyaçlarının gözetilerek, yeniden yorumlanması çabasına işaret eder. Bu da, ‘geçmişin şimdiki zamanı’ diye adlandırılabilir. Tarihini, eskimiş bile olsa, kültür eserlerini tanıyan bir millet başından cehaleti savar. ‘Mutlak olmadan izafi hiçbir zaman bütünüyle anlaşılamaz; değişmez olmadan, değişenin akış yönü kestirilemez.’  İşe önce ayırım kılıcını kullanarak ve ortamı, çağdaş sahneye egemen olan tüm ‘putlar’dan temizlemek için bir tür ‘zihni put kırıcılığa’ girişerek başlanmalıdır. ‘İnsan yaşadığı günün çocuğudur. Yaşadığı günde ne yaparsa onun için o vardı. Eskimiş kemiklerle övünmek olmaz. Geçmiş tarihe sahte bir hürmet ve onun sun’i dirilişi, bir halkın çöküşüne çare olmaz. Tarihin kararı şudur ki, eskimiş fikirler, o fikirleri eskitmiş bir halk için hiçbir zaman yeniden güçlenmez.’ Kuşkusuz ölülerle birlikte bulunan ölü, dirilerle yaşayan ölüden daha hayırlıdır! Ataların ocağına sadık kalmak demek, onların küllerini muhafaza etmek değil, alevini taşıyıp aktarmak demektir. Nehrin kaynağına saygısı denize doğru akışındadır.’

Gençlere ‘deli kanlı’ denilmiştir. Bence yerinde bir deyimdir. Çünkü gençler bir şeyi istediler mi hemen ve mükemmel olmasını isterler, teenniye tahammülleri yoktur. Geçmişi görmediği için yaşadığının kıymetini fazla fark etmezler. Said Nursi’nin ‘benim dönem kış inşallah sizinki ise bahar olacaktır’ demesi onlar için çok şey ifade etmez, fakat üstünde düşünülmesi gerekli bir argümandır. Çekmiş olduğu eziyetler, sürgünler ve sıkıntılar, CHP’nin 27 yıllık tek parti dönemi, inanan insanlar için ne cehennem mesabesinde olduğunu bildiği için, DP ve Adnan Menderes dönemi inananlar ve onun için bir ferahlama dönemi olacağını umarak destekleyip ‘ehven-i şer’ olarak değerlendirmiştir. Günümüzün genci de hep inanan insanların kendi inancını rahat bir şekilde yaşadığı bu dönemi görünce daha iyisini elde etme uğraşındadırlar. Bu onların hakkı, fakat inanan insanların ne eziyetler çektiklerini görmedikleri için şimdikinin kıymetini bilmezler. Karanlık günlere vesile olacak davranışlardan kaçınıp Allah’ın verdiği aklı kullanalım lütfen, “Aklını kullanmayanların üzerine biz pislik yağdıracağız”(Yunus:100) buyruğu gerçekleşmesin. Kendisine gönül rahatlığı ile şuurlu dediğimiz insanların ‘Muarızların ittifakı’ ile hareket etmesi onları meşrulaştırmaz. Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın müslüman olmasına rağmen Bedirde müşriklerin safında olması ve esir düşmesi nasıl ki onu fidye vermekten kurtarmamışsa(İbn Sa’d) inançlı insanları da müslümanlar af etmeyecektir. Allah’a emanet olun

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...