SEÇMELİ DERSLER ÜZERİNE
Yukarı
SEÇMELİ DERSLER ÜZERİNE
Muhammed Zeki Mirzaoğlu

SEÇMELİ DERSLER ÜZERİNE

Bu içerik 607 kez okundu.

Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında okutulacak seçmeli dersler için bütün illerdeki Milli Eğitim Müdürlüklerine genelge gönderilmiştir. Başlama tarihi; 08.02. 2019 olup 22.02.2019 tarihinde de sona erecektir. İlköğretim’in ortaokul bölümü 5, 6, 7 ve 8. sınıflarının seçmeli dersleri 1- Kur’an’ı Kerim, 2- Peygamberin hayatı (siyer) 3- Temel dini bilgiler olarak tespit edilmiştir. Bundan dolayı bütün velilerden çocuklarının dinle tanışması ve yarın ruz-i mahşerde Allah’ın huzurunda mes'uliyetten kurtulmaları için bu mevzuyu takip etmeleri ve hassasiyet göstermeleri dini bir vecibedir. Malumunuz bir çocuğa verilecek en büyük hediye, onu dinine bağlı ve milletine yararlı bir eğitimle yetiştirmektir. İnsanlara yararlı kişinin, yararsız kişiden daha hayırlı olduğu bir gerçektir. Çocuklarımıza vereceğimiz dini bir eğitim, Kur’an ve onun yorumcusu olan Hz. Muhammed’in hayatıyla onları tanıştırmak, çocuklarımızı ve yine Kur’an ve peygamber’in ahlakıyla ahlaklandırmak, topluma yararlı kılmaktır. Terör ve insanlık dışı bütün ahlaklardan uzaklaşmaktır. Bu başta anne ve baba olmak üzere bütün mürebbi ve eğitimcilerin mes'ul olduğu bir gerçektir. Çocukları başıboş yetiştirmek geleceklerini ve geleceği harap etmektir. Bunun aksi ise geleceklerini ve geleceği imar demektir. Siz dünyanızı imar edip, çocuklarınızı ihmal ederseniz eminim büyüyen çocuklarınız imar ettiğiniz dünyanızı mahvedecektir. Bu müslüman memlekette Kur’an’ın ve onu okumak isteyenlerin başına gelenleri bir Allah ve halen yaşamakta olan ihtiyar kuşaklar bilir. Kur’an yasaklanmış, okuyanlara ve okutanlara bu büyük ülke dar gelmişti. Ezan tercümesiyle okunuyor, takke ve sarık giyenler hor görülüyordu. Dedem Molla Reşit, Gercüş'ün Ese köyünde Molla iken, babam Molla Ali de genç bir delikanlıyken o ıssız yerde askerlerin geleceğini hesaba katmadan ezanı orijinalitesine göre okumuştu. Askerlerin köye geldiğini fark etmişti. Alelacele ezanı bitirmiş ve saklanmıştı. Ömer’ke İso diye biri muhbirlik yapıyordu. Askerlerle ayakkabılarını çıkarmadan caminin kilimlerine basarak beni arıyordular, demişti. Hocalarımız dini tedrisattan men edilmiş, devam edenlerin hayatına kasd edilmişti. Arapça kitaplar hocaların başına bela olmuş nereye saklayacaklarını bilemez olmuşlardı. Bir mollamızın anlattığını paylaşacak olursam: Kitaplarımı bir çuvala koyup dağa götürdüm bir ağaç kovuğunu dibindeki toprağı deştim oraya yerleştirdikten sonra, karşısına geçip kitaplar şu ağacın altında saklıdır diye kendi kendime söylenmeye başladım. Sanki askerler benim oraya sakladığımı görmüşler gibi! Koca dağda kitaplarımı saklayacak bir yer bulamadım tekrar kitaplarımı omzuma alıp eve getirip önem sırasına göre bir kısmını yaktım diğerlerini ahırda bir yer kazıp sakladım. Her on yılda bir, bu ülkenin kaderi olan askeri darbelerle bu zihniyetin imdadına yetişiliyordu. 12 Eylül 1980 darbesinin bize hediyesi olan Milli Güvenlik Kurulu’nun birinci gündem maddesi İrtica idi. Bu ad adı altında yine dini tedrisatlar kısılmış Kur’an tedrisatı yasaklanmış olup müslüman mahallesinde salyangoz satılıyordu. 28 Şubat 1997’de rahmetli Erbakan hükümeti dönemi, tam da Türkiye'nin ekonomisi düzelmiş ve millet müreffeh bir hayat yaşarken yine İrtica bahanesiyle post-modern bir darbe gerçekleştirilmiştir. Yerine derme çatma, yamalı bir bohçayı andıran bir hükumeti, milletimizin başına musallat etmişlerdi. Bu dönemde de MGK'nin kararlarına baktığımızda yine birinci sırada İrtica yerini koruyordu. Bu dönemde Molla Hamit Yıldız Hocamızı çocuklara Kur’an dersi veriyor diye şikayet etmişler ve hakimin karşısına çıkmıştı. Hakim efendi hocanın ihtiyar halini göz önünde bulundurarak acımıştı. Hoca efendi Kur’an dersi veriyormuşsun diyorlar ne dersin? Hakim inşallah hoca hayır der de beraatını vereyim, kurtulsun hesabını yaparken, hoca benim görevim Kur’an öğretmektir, elbette ki verdim demiştir. Zavallı hakim! hoca efendiye dört buçuk ay hapis cezası vermek mecburiyetinde kalmıştı. Demem o ki; Peygamberimiz (sav) “En iyiniz Kur’an’ı okuyan ve okutanınızdır.” Ve “Kim iyilikten bir çığır açarsa, o iyilik durduğu müddetçe ilk müsebbip o iyiliğe, iyiliği yapanların sevabından eksiklik olmadan yapılan iyiliklere ortaktır” demiştir. Şu anda devlet eliyle, maaşları devlet karşılamak kaydıyla çocuklarımıza Kur’an-ı Kerim, peygamber’in hayatı ve temel dini bilgiler hiçbir bedel ödemeden okullarda öğretilecektir. Bize de düşen bu dersleri çocuklarımıza tercihlerinde onlara yardımcı olmaktır. Allah rızası için Kur’an, peygamber ve dinimizin vecibeleri unutulmasın diye bu vazifeyi ihmal etmeyelim. Fİ EMANİLLAH.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...