PEYGAMBER’E (SAV) SALÂVAT GETİRMENİN ÖZÜ
Yukarı
PEYGAMBER’E (SAV) SALÂVAT GETİRMENİN ÖZÜ
Muhammed Zeki Mirzaoğlu

PEYGAMBER’E (SAV) SALÂVAT GETİRMENİN ÖZÜ

Bu içerik 336 kez okundu.

İslam Peygamberinin Allah katındaki ve ümmet nezdindeki değeri malumumuzdur. Bir insan, Ona iman edip onu tanımadan müslümanlık dairesine bile giremez, mümin olamaz. Kur’an’ın birçok ayetinde peygamberimizin ne kadar yüce meziyetlere sahip olduğu anlatılır. Ama “Muhakkak ki Allah ve melekleri peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selam edin.”(Ahzab:56) ayeti, kanaatimce Kur’an’da Hz. Peygamber’i en çok metheden ayet olup, bizden istediği ise, ona teslimiyetle uyup sünnetini ihya etmektir. Allah ve meleklerin ona salâvat getirmeleri onun ne kadar ulvi bir makamının olduğunu ve müminlerin de bu makama saygı göstermelerine işarettir. Yoksa ismi söylendiği zaman sadece salâvat getirip sünnetiyle amel etmemek değildir. Nice insanlar bilirim musafahada salâvat getirir, darda kaldığı zaman salâvat getirir, riya maksatlı salâvat getirir, ancak peygamber’in en ufak bir sünnetini hayatına aksettirmez ve sünnetine riayet etmez.

İmam Ebu Hanife, İmam Malik ve âlimlerden birçoğu (cumhur) hayatta en az bir defa peygamber’e salâvat getirmenin farz olduğu görüşündedirler. Bu aynen Kelime-i şehadet gibidir; hayatında bir defa ikrar eden bir kimse görevini yapmış demektir. Aynı şekilde hayatı boyunca bir defa salât ve selam okuyan bir kimse peygamber (salalahu aleyhi ve selemle)’e salât gönderme görevini yerine getirmiş olur.

Kadı İyaz da Şifa-i Şerif’te Kadı Ebu Abdullah Muhammed b. Said ve Kadı Ebu’l-Hasan b. el-Kassar’ın “Ömürde bir defa peygamber’e salâvat okumanın ve selam vermenin farz olduğunda ittifak vardır demektedirler. Cessas, Ebu Bekir İbnü’l-Arabî, Kurtubi, İbn Aşur “Siz de ona salât ve selam okuyunuz” ayetinin tefsirinde, Onun adı anıldıkça uygun aralıklarla aynı şeyi yapmanın mustahap olduğunu ifade etmişlerdir.” İbn Aşur yaptığı araştırma sonucunda “Sahabenin, peygamber’in ismi her anıldığında veya yazıldığında salâvatı da okuyup yazdıklarına dair bir bilgi bulunmadığını kaydetmektedir. Onun tesbitine göre sahabe, yalnız ismi geçtiğinde değil onun bazı fiil ve niteliklerini konuştuklarında ona salâvat getirmişlerdir. Kitapların başlangıcında salâvata yer verme âdeti Harun Reşid zamanında hicri 181 yılında başlamıştır. İsminin her geçtiği yerde salâvatı okumak ve yazmak ise daha sonra, muhtemelen hicri 4. Asırda hadisçiler tarafından adet haline getirilmiştir.” Peşinen; peygamber’e milyonlarca (salât ve selam olsum). Küçük meselerle uğraşmak, büyük meselelerin kaybına sebeptir derim.

Müslümanların öncelikli meseleleri vardır, onlara yoğunlaşmaları gerekmektedir. Peygamberimizin “Benim ismim söylendiği zaman bana salâvat getirmeyen kıskançlık yapmaktadır” hadisleri kasıtlı bir şekilde salavat getirmeyenler içindir. Peygamber’in döneminde yaşayan güzide ashabı da böyle anlamışlardır ve böyle yaşamışlardır. Salâvat kelimesinin de içini, yaşamlarında peygamber’in her emrine itaatle, ona duydukları derin sevgi ve edeple doldurmuşlardır. Peygamber’in canını kendi canlarından önde tutmuşlardı, onun mübarek bedenini ve saygınlığını canı pahasına korumuşlardır. Uhud harbinde tam dokuz kişi peygamber’e gelen darbelere siper olmuş, kimi yaralanmış, kimi de şehid olmuştur. Ancak sahabe zaman zaman “anam babam sana feda olsun”, bazen de “ey Muhammed” diye hitab etmişlerdir. Ve bazen de “bu mal senin babanın malı mıdır biraz da bize ver” diyen bedevilerin hitabına maruz kalmış, buna rağmen peygamber ashabına kendisine böyle bir hitap ile seslenen bedevilere mal verilmesini emretmiştir.

Raci olayında yakalanıp Mekkeli müşriklere satılan Zeyd öldürülmek üzereyken Ebu süfyan ona; “Ey Zeyd! İster miydin ki senin yerine Muhammed yanımızda olsun, biz onun boynunu vururken, sen de ailenle olsaydın?” diye sorar. Zeyd; “Vallahi siz burada beni öldürürken, Muhammed’in Medine’de ayağına bir dikenin batıp, onun incitmesine bile razı olmam” demiştir. Peygamber’e salâvatın nasıl olacağını kanıyla anlatan Zeyd’e selam olsun.

Müslümanın salâtı peygamberi sevmesidir, onu unutmamasıdır, sünnetini ıhya etmesidir. Adı anıldığında yüreğinin ürpermesidir. Peygamber’e salât getirmek, ona olan hasretin feryadıdır, vuslatın ümididir ve gurbetin acılığını yatıştırmaktır, ona olan muhabbetin itirafıdır, ilanıdır… Peygamber’e salât etmek onu ve dinini savunmak için söz vermektir. Peygamber’e salât etmek, her zorlukta, her dara düştüğünde sabır ve cesaret aşılayan yaşamını düşünmektir. Ona salât selam vermek, sırat-ı müstakimden caymamaya yemin etmektir. Yoksa peygamber’in sünnetini unutup onun örnek yaşamını ihmal edenlerin salâvat getirmelerinin kendilerine ne faydası olur, Allah aşkına? Peygamber’e salât getirmek hayatımıza onun örnekliğini aktardığımızda anlam kazanır. Çünkü biz biliyoruz ki bu din, dille söylenen ama hayata yansımayan bir iddialar çeşnisi değildir. Bu din, dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve imanın fiillerde hayat bulmasını isteyen bir dindir. “Ancak iman edip, salih amel işleyen ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin hüsranda olmadığını belirten Asr Suresinin sırrı da bu değil midir?

Fİ EMANİLLAH.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...