DEDEMİN DERGAHI
Yukarı
DEDEMİN DERGAHI
Perinaz YAMAN

DEDEMİN DERGAHI

Bu içerik 527 kez okundu.

Vakit akşamla yatsı arası, annemle niyetimiz eve gitmekti

Bizde misafir yoktu bu akşam

Hayret birşeydi aslında

Misafirsiz bir akşam geçirmek

Kendimi bildim bileli hep misafir olmuştur bizde

Misafir sofrası yerden kalkmaz

Ama bu aksam yoktu

derken dedem geldi aklıma, çoktandır görmemiştik

yakınlardaydı evi, bir uğrayıp halini hatrını sorayım dedim.

Zor ama, belki oturup başbaşa hasbihal ederdik.

Geleni gideni çok olur,  misafiri de hiç olmaz ki eksik.

Bir sigara içimi kadar sürdü , vardım evine.

İçeri girdim ki bir kalabalık, iğne atsan düşmez yere.

Baş başa kalmak, hasbihal etmek ne mümkün,

ağzına kadar dolmuş oda, kurulmuş Ali-i mebusan.

Ben diyeyim dergah bu ev, siz deyin meclis-i ayan.

Sağlam müridi ise bir kişi, o da Behlül Dane gibi

misafirlerin çoğu şehrin aristokrasisi, şekillerinden belli.

Makam mevki sahibi kişiler, hepsi kelli felli

belki birkaçı da benim gibi avamdan,

hele bir oturalım anlarız şimdi, kim ne çalar, hangi makamdan?

Selam verdim

Dedemle selamlaşmamız da bir beter!

Eğildim öpmek için elini, kafamın ortasına sertçe indi sağ eli.

Benzeri görülmemiş kendine hastır ritüeli.

Bazen de kulağımdan çekerek öper başımı.

Allah şahit severdi beni

Çekildim bir köşeye, oturdum dizlerimin üstüne

Süzüyorum misafirleri, gözlerinin içine bakıyorum bile bile

Kimi amir kimi müdür... Üst makamdan bürokrasi, makamlar aliyyul ala.

Birkaç tane de kast mağduru, işçi sınıfı fukara.

Benimse umrumda değil, ne  makamları ne isimleri

kişiliklerini gözlüyorum, acaba hangisi daha insani.

Göz göze geliyorum bilerek, okumak için hallerini.

Kimi dürüst, alçak gönüllü, davranışları insanca

kimi insancılık oynuyor, esir olmuş kibir denilen hayvana.

Seyreldi misafirler,  vakit de epey ilerledi,

mesleğinde yeni olsa gerek gençten birisi

Kalabalığın azalmasını fırsat bilerek

bir soru sordu, biraz da çekinerek

— nasıl olacak bu gidişat,

siz nasıl görürsünüz ahvali? Hele bizi biraz aydınlat.

Ne vicdanımız kaldı ne kanun. Oysa hukuk istemez mi delil?

Son zamanlarda halimiz budur ağabey, iyi bil !

Anladım ki düştükleri esarete fetva ararlar,

Dedemden alacakları fetvayı da mazeret sayarlar.

Dedem “Benim babam" diyerek başladı anlatmaya,

Gün görmemiş hikayeler ne tarih kaldı ne coğrafya,

anlattıkça anlatıyor sanki ayaklı kütüphane.

Masaldan misale, öğüt alınırsa kıssadan hisse.

Dergah demiştim hani misafirler de Hacı Bayram'ın müritleri gibi

Bilal dayı geldi aklıma, dedemin tek sağlam müridi.

Kimi deli der kimi veli, garip Bilal Behlül Dane gibi

Esirgemeden sözünü, karşısındakinin hakettiğini eksiksiz verirdi.

Dayım da alsa bıçağı eline Hacı Bayram-ı Veli gibi

Herkes kaçar, bir tek Bilal dayı kalırdı geri.

O da bıçağı kaptığı gibi acımadan doğrar şeyhini.

İşte dedemin özenilen durumu buydu.

Bilemiyorum belki de o halinden memnundu.

Sohbet derin ve koyu, baktım ki bu meclis dağılmayacak

vakit epey geç oldu, kafam da dahasını kaldırmayacak.

Annemle müsade isteyerek

şükrettim halime, makama esir olmuş köleleri düşünerek.

Dönerken eve gecenin içinden, zihnimde delirmişti  düşünceler.

Bir ben geçiyordum sokakta, bir de sahipsiz köpekler...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...